Psikolojikonuşma konusu
Bebek daha doğmadan annesinin dilinin melodisini öğreniyor; Alman bebekler ağlarken sesi sonda düşürüyor, Fransız bebekler yükseltiyor, tıpkı o dillerin tonlaması gibi. Yani daha ilk nefeste dilin izini taşıyoruz. Dil bize mi ait, yoksa biz mi dile doğuyoruz?
— yenidoğan ağlama melodisi (Mampe, prenatal dil)
bu konuyla pratik yap
Süreyi ayarla (5-30 dk), istersen 20 saniye hazırlan, konuşmaya başla.
benzer konular
- Bir kelimeyi unuttuğunda "dilimin ucunda" hissi yaşarsın; anlamı biliyorsun ama sesi gelmiyor. Bu, anlam ile ses bilgisinin beyinde ayrı raflarda durduğunu gösteriyor. Peki "bir şeyi bilmek" ile "onu söyleyebilmek" bu kadar ayrıysa, aslında ne kadarını gerçekten biliyoruz?
- Renk isimleri dünyanın her dilinde belli bir sırayla ortaya çıkıyor: önce siyah-beyaz, sonra kırmızı, sonra yeşil-sarı, en son mavi. Homeros denizi "şarap rengi" diye anlatmış çünkü Antik Yunancada "mavi" kelimesi yoktu. İnsanlık maviyi görmüyor muydu, yoksa görüp de adlandıramadığı için mi fark etmiyordu?
- İki dilli insanların beyni sürekli iki dili birden açık tutup birini bastırıyor; bu sürekli "fren" egzersizi bunama başlangıcını ortalama dört-beş yıl geciktirebiliyor. Yani ekstra bir dil bilmek beyni yıllarca genç tutan bir spor gibi. Zorluk bazen neden bizi yıpratmak yerine güçlendiriyor?
- Bir dilin "sen" ve "siz" ayrımı varsa, o dili konuşan biri her cümlede karşısındakiyle arasındaki mesafeyi ölçmek zorunda. İngilizcede tek "you" var, bu yükü taşımıyorlar. Dilin bizi zorunlu kıldığı bu küçük hesap, ilişkilerimizi daha mı hiyerarşik yapıyor?
- Deneklere anlamsız bir çizgi gösterip "buna bir isim ver" dendiğinde, sivri şekle "kiki", yuvarlak şekle "buba" diyorlar; dünyanın her yerinde, her dilde. Yani sesler ile şekiller arasında gizli, evrensel bir köprü var. Kelimeler tamamen keyfi mi, yoksa seslerin bir "tadı, biçimi" mi var?